Dün bugün yarın
Kategori: Şiir 17 Şubat 2007 tarihinde wolkanca yazdı. 5 Yorum »->
Dün Yeni bir gün ise içinde nefes almaktır adı bil ki yaşamın Yaşamak sadece bir dün ise içinde bil ki adı ölümdür o doğmamış yarının.
->
Dün Yeni bir gün ise içinde nefes almaktır adı bil ki yaşamın Yaşamak sadece bir dün ise içinde bil ki adı ölümdür o doğmamış yarının.
Öğrendim ki, kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız, kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz.
Gerisini karşı tarafa bırakırsınız.
Öğrendim ki , yaşamında nelere sahip olduğun değil, kiminle olduğun önemli.
Öğrendim ki, sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak olası,
ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.
Öğrendim ki,insanların başına geldiği değil, o durum da ne yaptıkları önemli.
Öğrendim ki, olmak istediğin insan olabilmem çok zaman alıyor. Yazının tamamını okuyun »
Sen beni yalnızca sensiz bırakmadın
Sen beni adressiz duraklarda bıraktın
Çıkmaz sokaklarda bıraktın
Sen beni suskun mektuplarda
Yorgun şarkılarda bıraktın…
Sen bana, benden belki bin mil uzakta
Sen bana geceden de koyu karanlıklarda
Tükenecek bir ben bıraktın…
Sayisini unuttugum gunlerce bekleyisten ben yorgunum ruhtim taslari yorgun ardarda gecen gemiler durmuyor bu limanda duranlardan sen cikmiyorsun.
Bil ki katiksiz sancilara raziyim yoklugun olmasa bil ki bir avuc biber gozlerime serpilen Ellerimde sogumadi ellerinin izleri durup siirler yaziyorum yoluna.
Icimde sikintinin en dayanilmaz sekli kacinci kere saatleri susturuyorum bensiz cozulup, sensiz baglanmasi yok mu balatlarin Tukeniyorum.
Turkan Ildeniz #
Yazının tamamını okuyun »
şimdi ben neyim biliyor musun?
yorgun kanatlarında
halaya durmuş
ilkbahar sabahı…
Yazının tamamını okuyun »
yok yanımda belki başka kollarda, sevdanın kutsalı çok uzaklarda ,kalbimin sahibi yoksa yanımda, atmasın dursun isterim ama ne fayda, çekeme ben bu çileyi çıkmam sabaha.
ayrılıktır yüküm benim kaldıramamki, dile benden canım iste vermem mi sanki, kardan beyaz dağdan büyük bir sevdam var ki, dönmeyeceksen geriye intihar vakti.
Berna Tuzak* - 06-01-2007 Yazının tamamını okuyun »
Bu şiire bayıldım kim yazmış bilmiyorum benim okuduğum yerde yazmıyordu.
ben seni görmeden sevdim
ahlakına hayran
ruhuna sevdalıyım.
aradaki mesafelerin ne önemi varki?
kalpten kalbe köprü kurulmuş bir kere.
aşkı iki öpücükten ibaret sayanlara inat
ben seni görmeden sevdim.
hani aynı evin içinde olupta
aralarına kalın duvarlar örenler
hatta
yanyana olupta
aralarına kilometreler yerleştirenler varya
duysunlar sevdamı
utansınlar
ben seni görmeden sevdim
ask nedir?
aşk gözle görülmezki
kalple hissedilir bence
ask ondan cok uzaklarda
onunla olabilmektir
paylaşmaktır acıyı tatlıyı
ben seni görmeden sevdim
Ey özünün sırlarına akıl ermeyen;
Suçumuza, duamıza önem vermeyen;
Günahtan sarhoştum, ama dilekten ayık;
Umudumu rahmetine bağlamışım ben.
Büyükse de isyanım, kötülüklerim,
Yüce Allah’dan umut kesmiş değilim;
Bugün sarhoş ve harap ölsem de yarın
Rahmete kavuşur elbet kemiklerim.
Yazının tamamını okuyun »
“kanatları parça parça bu ağustos geceleri
yıldızlar kaynarken
şangır şungur ayaklarımın dibine dökülen
sen
eğer yine istanbul’san
yine kan köpüklü cehennem sarmaşıkları büyüteceğim
pancak pancak şiirler tüküreceğim
demek yine ben
limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor
kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler
yahudi sokaklarını aydınlatan telaviv şarkıları
mavi asfaltlara çökmüş
diz bağlıyor
eğer sen yine istanbul’san
kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan
sirkeci garı’nda tren çığlıklarıyle bıçaklanıp
intihar dumanları içindeki haydarpaşa’dan
anadolu üstlerine bakıp bakıp
ağlayan
sen eğer yine istanbul’san
aldanmıyorsam
yakaları karanfilli ibneler eğer beni aldatmıyorsa
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine senin emrindeyim
utanmasam
gözlerimi damla damla kadehime damlatarak
kendimi yani şu bildiğim atilla ilhan’ı
zehirleyebilirim
sonbahar karanlıkları tuttu tutacak
tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor
imtihan çığlıkları yükseliyor üniversite’den
tophane iskelesi’nde diesel kamyonları sarhoş
direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şöförler
uykusuz dalgalanıyor
ulan istanbul sen misin
senin ellerin mi bu eller
ulan bu gemiler senin gemilerin mi
minarelerini kurdan gibi dişlerinin arasında
liman liman götüren
ulan bu mazot tüküren bu dövmeli gemiler senin mi
akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar
neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyor
antenlerinden
neden
peki istanbul ya ben
ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy
gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu abbas
ya benim kahrım
ya senin ağrın
ağır kabaralarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın
çaresiz zehirle kusan çılgın bir yılan gibi
burgu burgu içime boşalttığın
o senin ağrın
o senin
eğer sen yine istanbul’san
yanılmıyorsam
koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim
sicilyalı balıkçılara marsilyalı dok işçilerine
satır satır okumak istediğim
sen
eğer yine istanbul’san
eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim
ulan yine sen kazandın istanbul
sen kazandın ben yenildim
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine emrindeyim
ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa
parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam
hiç bir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa
yanılmıyorsam
sen eğer yine istanbul’san
senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar
gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan
bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir
ulan bunu sen de bilirsin istanbul
kaç kere yazdım kimbilir
kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken
1949 eylül’ünde birader mirc ve ben
sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık
sana taptık ulan
unuttun mu
sana taptık”