‘Kitap’ olarak etiketlenmiş içerik

Seninle bütün hayatını aldatan hayalet

26 Eylül 2006 tarihinde, Ivır Zıvır kategorisinde wolkanca yazdı, 5 adet yorum yapıldı. »

Tek başına bir odada kalıyordun. Odanın duvarları baştan başa camdı. Baştan başa sımsıcak ruhtu…
Odanın ortasında çırılçıplaktın. Bir sandalyede oturuyordun. Odan ılık, tanıdık, hiç kesilmeyen bir rüyanın ortasında salınıyordu. Yüzünden dünyadaki bütün zamanlar geçiyordu. Yüzündeki bütün zamanları özlüyordum… Yüzünün bütün zamanlarının dışındaydım.
Odanda tek başınaydın, ama o büyüsünü, o derinliğini yaşamayı çok arzulasam da, yine de nerede olduğunu bilmediğim dünyaya senden gidiliyordu… Senin gözlerinden görülüyordu… Senin gözlerinden görülüyordu benim sonsuz düşüm… Sonsuz kayıplığım… Varlığımın bir parçası sana gitmiş, bir parçası bende kalmıştı. Varlığımın sende olan parçası seninle gerçek dünyaya, başka ruhlara, öteki hayatlara gidiyordu…
Beni içeri, odana, yanına almamıştın.
Varlığımın en sahici, en cesur, en erdemli yanı içerde, seninle kalmıştı, seninle gitmişti öteki hayatlara, başka ruhlara…
Böyle başlamıştı o büyük dışlanmam.
Ömrüm odanın kapısında, beni içeri çağırmanı beklemekle geçmişti…
Yaşamadım diyemem, yaşadım.
Sevgilerim oldu. Başarılar kazandım. Misafirler geldi evlerime… Çılgın, başıboş, şımarık, ihtiras dolu yaz akşamlarım oldu… Sevgi dolu mektupları aldım. Telgraflar, çağrılar… Yolculuklara çıktım. Beni karşılayanlara el salladım sevinçle, içim kamaşarak… İştahlıydım. Arzularım hiç dinmeyecek gibiydi… Doğum günlerimde pastamı keserken herkese ve kendime hak ettiğimizden daha çok şans diledim hep…
Ama yine de unutamazdım senin kapında bekletildiğimi, beni içeri almadığını, varlığımın en anlamlı, en sahici parçasının sende kaldığını, o ikiye bölünmüşlüğümün derin sızısını unutamazdım, bunun yıllarca süreceğini ve de hiç dinmeyeceğini…
Bazı geceler penceremi açar derin nefesler alırdım. Nefes alırken gücümü daha da artırsın, acılarımı bana unuttursun diye Tanrı’ya yaranmak geçerdi aklımdan.
Doğanın ayrılmaz bir parçasıydı odan. Odan doğadaki o en ağırbaşlı cinayetlerin ortasında sessizce beklerdi… Daha da ısınırdı sahipsiz ruhlardan yapılmış camları… O camları kırabilsem, sana dokunabilsem, kendimi sana inandırabilsem kainatın bütün şefkati, bütün sevgisi içime akacaktı, biliyorum…
Yaşarken hiç tatmadığım bu duygu elimi uzatsam dokunabileceğim kadar yakındı sanki. Ama neden bu kadar uzaktaydı, hiç anlayamıyordum… Bilmek çözer sanıyordum bu muammayı… Bu uzaklığa çalışırsam beni içeri alırsın diye düşünüyordum…
Çünkü yaşadığım şehirlerden en umutsuz durumlardan büyük vaatler, büyük sürprizler çıkarıyorlardı karşıma … Sanki o büyük kayboluşlarını unutturmak için bir arada yaşıyorlardı…
Ben de o insanlardan biriydim ve bir gün kapını açıp beni içeri alacağını, bir gün beni gerçekten seveceğini sanıyordum…
Bu yüzden dünyadaki hiçbir şey üzerinde dikkatimi yoğunlaştıramıyordum. Bu hayatta hiçbir şeyi tam yapamıyordum. Görenler kendimden intikam alıyorum sanıyorlardı…
Sonsuz bir ertelemeydi hayatım.
Aslında bu bir gecikmişlik değildi. istifa etmek de değildi. Hem sen olmadan nereye gidebilirdim ki? Ben senden uzaklaştığımda gecikmiş olurdum her şeye, seni sevmekten vazgeçtiğimde intikam almış olurdum her şeyden, seni sevmekten vazgeçtiğimde intikam almış olurdum kendimden…
Uzağa, istediğim uzaklara gitme şansım ancak yanında olursam mümkündü. Çünkü ne zaman içime baksam yüzünden geçen bütün zamanları, bütün özleyişleri, yüzünden gerçek dünyaya açılan yolları, başka ve öteki hayatları görüyordum… Yüzünde varlığımın sende kalan parçasını görüyordum. Böyle zamanlarda yüzünde, acıyla gölgelense de bağışlayan bir gülümseme olurdu. Ve bu gülümseme senin beni bir gün içindeki varlığımla buluşturacağını hissettirdi…
İşte o zaman bu sürgün bitecekti…
İşte o zaman yaşadığım bütün endişeler, bu suçluluk, değersizlik duyguları, bu korkular, bu günaşırı intiharlar bitecekti…
Bunu bile bile yaşamak nedir bilir misin? …
Geri döneceğini bile bile tanımadığın, sana hep yabancı yollara düşmek…
Karşına çıkan herkeste seni aramak… Seni hatırlattığı için birine âşık olduğunu sanmak… Sen olmadığını bile bile, bütün hayatını bu ilişkiye adamak için çırpınıp durmak…
Bunu bile bile yaşamak nedir bilir misin? …
Düşünsene, ben seninle düşlerimi, heyecanlarımı, çocukluğumu, acılarımı aldattım…
Seni unuturum diye yaşamaya başladığım her aşkı, ben yine seninle aldattım…
Sen beni içine almadığından beri yıllardır ben seninle kendimi aldattım…
Bir tek seni sevdiğim doğruydu… Ve bu doğru yüzünden hayatım yalana battı…
Sen beni dışladığından beri beni sevenlere bir hediye ettin…
Tepeden tırnağa aşka, tepeden tırnağa özleme batmış bir
Bu hayaletin içinde beni değil seni gördüler hep. Çoğu bu hayalete dayanamayıp çekip gitti…
Kimisi senin beni beklettiğin kapıda, beni bekledi. Seni beklemekten yorulur, onunla birlikte çekip giderim diye buralardan…
Ve ben en çok onların sevgisine inandım. En çok onlara derinden üzüldüm. Ve hep merak ettim, karşılıksız ve onca yıl bir hayaleti nasıl böylesine sevebildiler diye… Dünyanın iyi bir yer olduğuna ve yaşamak için çok sebep bulunduğuna bu ın bir hayalete duydukları o akılalmaz, o sonsuz sevgileri yüzünden bir kez daha inandım…
Seni unutmak için başladığı her aşkı yine seninle aldatan bir hayalete…
Seninle kendini, bütün hayatını, düşlerini, çocukluğunu, yaşadığı bütün acıları aldatan bir hayalete…
Bir tek sana duyduğu sevgisi doğru olan, bu yüzden bütün hayatı büyük bir yalan olan hayalete…
ün “Hayallerini Yak Evi Isıt” adlı kitabından.

İçime gir ama sigaranı söndürme

25 Eylül 2006 tarihinde, Ivır Zıvır kategorisinde wolkanca yazdı, 4 adet yorum yapıldı. »

Birden fermuarını çözdü, pantalonunu aşağıya indirdi. Sonra da külodunu çıkarttı. Beni nasıl aşalıyaağını biliyordu, ama öfkesini kontrol edemiyordu da: “Hadi gel, gir içime, hadi hakkındır, beni evine aldın ya, beni o soğuk sokaklardan kurtarıp getirdinya buraya, gir içime hadi…” diye bağırmaya başladı… Karanlık yerimin bu denli zorlanması öfkeden deliye döndürmüştü beni. Ona tam, “yeter artık, yeter, bitir bu oyunu” diye bağırırken, cinsel organının çevresinde, kasıklarında, karnının altında derin yanıklarını fark ettim… İşte o anda öfkem gülünç ve acınası… O ise, adeta acıyla kıvranarak ve soluk soluğa, kendiyle konuşmaya devam ediyordu. “Gir içime, ama söndürme oramda, duyarlı yazarsın ya içime gir, hadi…” Yıllardır biriktirdikleri dökülüyor ağzından. Sesi kesildi öylece kalakaldı bir süre…

Yavaşça kuluna girdim. Yatağına kadar götürdüm. Hatırladığı her şey onu bitkin düşürmüştü. Pijamasını giydirdim. Üzerini örttüm, gözyaşlarını sildim… “Hadi içime gir, içime girmiyosan, gömleklerini ütülerim, bulaşıklarını yıkarım istersen,” diyen dudaklarını susturdum. Yüzünü hiçbir zaman unutmamak için ona bütün benliğimle, ruhumla baktım. Sevdiğim kadınlara verdiğim bütün o “az zarar”lar onun yüzünde kaskatı, tesellisi imkansız bir acıya, acının gerçek, sahici imgesine dönüşmüştü. Eğildim ve o acıyı öptüm, dudaklarım parçalansın, bu acı beni ne yapacaksa yapsın ve ben artık böyle kalmalıyım, diye öptüm…
ün “İçime Gir Ama Sigaranı Söndürme” adlı kitabından.

İşte soygunu anlatan kitap

24 Eylül 2006 tarihinde, Gündem kategorisinde wolkanca yazdı, 6 adet yorum yapıldı. »

    Emekli Zeki Bingöl "Türk İşi Mortgage" isminde bir yazdı ortalık karıştı. Kitapta yapılan yolsuzluklarla ilgili bir çok iddiaa ve emekli subay Zeki Bingöl ün bizzat yaşadığı olaylar anlatılmış. Kendisi birde site yapmış buradan bakabiliriz.

Türk İşi Mortgage : 775 Sayılı Gecekondu Yasası ve Uygulamas Sonunda kararını verdi. Artık Silahlı Kuvvetlerde yapacak bir işi kalmamıştı. Dilekçesini verdi ve Korgeneral N. Ç.’nin makamına çıktı.
Korgeneral ona “Sen kimsin? Şuna bak” dedi. Sanki bir itmiş gibi hissetmesini istiyordu binbaşının. Girerken her gibi kendini takdim etmişti. O yüzden arz etmiştim dedi. Korgeneral N.Ç. “Sen neyine güveniyorsun, arkanda kim var? Ben asıl onu merak ediyorum, delikanlıysan söylersin.” Binbaşı gururlu bir şekilde “Mustafa Kemal” dedi.
“O kim” dedi, General.
” dedi, Binbaşı.Korgeneral N. Ç. ’ü duyunca bir an dondu kaldı. Terlemeye başladı. Bak senin hazırladığın rapor elimde dedi. Belli ki askeri şuraya bu rapor da gitmişti. Korgeneralin tek amacı vardı: Jandarma Genel Komutanlığına Kurmay Başkanı olmak.
Korgeneral aşağılamaya başlayınca Binbaşı:
“Ben Cumhuriyetin onurlu bir subayıyım sizinle görüşmem burada bitmiştir” dedi.
Seni mahkemeye vereceğim. Tazminat davası açacağım diyordu Korgeneral.
“Aç” dedi binbaşı ve odadan çıktı gitti.

devamını okuyun »

Elif Şafak

21 Eylül 2006 tarihinde, Gündem kategorisinde wolkanca yazdı, 4 adet yorum yapıldı. »

Elif Şafak - Wolkanca.Com

Hakkında açılmış bulunan türklüğe hakaret davasının gerekçeli kararında gerçekten de "suç unsuru ve yeterli delil bulunmadığı" hükmü yer alırsa, sırf bu cümle sebebiyle avrupa insan hakları mahkemesi‘ne gidebilecek olan kişi.

şahsen kitabı okumadım, içeriği hakkında hiçbir fikrim yok. elif şafak’ın destekçisi veya muhalifi de değilim. dolayısıyla, aşağıda yer alan yorum tamamen objektif ve hukukî bir yorumdur. bu gözle değerlendirilmesi önemle rica olunur:
devamını okuyun »

Büyüklere Masallar

31 Temmuz 2006 tarihinde, Hayattan kategorisinde wolkanca yazdı, kimse yorum yapmadı. »

Bir Hint ına göre, kedi korkusundan devamlı endişe içinde yaşayan bir fare varmış. Büyücünün biri fareye acımış ve onu bir kediye dönüştürmüş. Fare, kedi olmaktan son derece mutlu olacağı yerde bu kez de köpekten korkmaya başlamış. Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüştürmüş. Kaplan olan fare, sevineceği yerde avcıdan korkmaya başlamış. Büyücü bakmış ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok. Onu haline döndürmüş. Ve demiş ki: “Sen cesaretsiz ve korkak birisin. Sende sadece bir farenin yüreği var. Ben sana yardım edemem.”

SHAKSPEARE DİYOR Kİ: “İnsanların çoğu sevmekten korkuyor, kaybetmekten korktuğu için. Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için. Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için. Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için. Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için. Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.”

Hiçbir şey senden eski değil

28 Temmuz 2006 tarihinde, Hayattan kategorisinde wolkanca yazdı, kimse yorum yapmadı. »

Acı şarap gibi aksın hayat

Beyoğlu’nda üçüncü sınıf bir otelde, bu otelin ıssız bir odasındayım. Zamanın dışında bir yer burası. Dün gece kendime ve evime dayanamadım, buraya geldim.

devamını okuyun »

Ne söz ama

30 Haziran 2006 tarihinde, Hayattan kategorisinde wolkanca yazdı, 2 adet yorum yapıldı. »

İnsanoğlunun değeri bir kesirle ifade edilecek olursa; payı gerçek kişiliğini gösterir, paydası da kendisini ne zannettiğini, payda büyüdükçe kesrin değeri küçülür. (Tolstoy)

Kadın Argosu Sözlüğüymüş

25 Haziran 2006 tarihinde, Hayattan kategorisinde wolkanca yazdı, 4 adet yorum yapıldı. »

Arkadaşlar aşağıda bazılarını seçtiğim oldukça deyimler(!) yer alıyor filiz bingölçe‘nin kadın argosu sözlüğünden yararlanılmıştır filiz bingölçe’nin haziran 2005′te alt-üst yayınevi‘nden çıkmış bu kitabı. içeriğin büyük bölümü 3.000 kadar kadınla yüz yüze konuşularak derlenmiş, zekice ve alaycı deyimlerden, küfürlerden oluşuyor…

Bu çalışmasında yaklaşık 2500 baslık bulunuyor… haziran 2005′te alt-üst yayınevi’nden cıkmış…

devamını okuyun »

ATATÜRK’ün Kehanetleri

16 Haziran 2006 tarihinde, Ivır Zıvır kategorisinde wolkanca yazdı, 20 adet yorum yapıldı. »

ATATÜRK GELECEGİ Mİ GÖRÜYORDU?
Bazı bilim adamlarına göre geleceği görme yeteneğinin merkezi,diansefal dediğimiz ve sempatik sinir sisteminin birleştiği beyin merkezidir.Bu sinir sistemi,Merkezi Sinir Sistemi denilen ve vücut hareketleri yani bilinçli hareketleri kontrol eden sinir sisteminden büsbütün başkadır.Bilginlere göre ,Diansefal,beynin en ,yani atalarımızda ilk olarak gelişen beyin kısmıdır.Belki de tarihten önemli insanın içgüdüleri ile hareket etmesini temin eden altıncı his,beynin bu merkezindeydi.Bugünkü hayatımızda merkezi sinir sistemimizin faaliyeti o kadar fazlaydı ki,”diansefal” altıncı his ortaya çıkarmıyor.Ancak belli sayıdaki kişilerde kendisini gösterebiliyor.Gelecekten haber alabilmek için yetenekler ise daha ender ortaya çıkıyor.Bu görüş doğruya, ,Cayce,Messin gibi duyarlı kişilerde beynin bu bölümünü daha faal olduğu düşünülebilir. Beynin bu bölümünün altıncı his ile irtibatı tama olarak nedir? ’ün yaşamında “geleceği görme” gücünün kanıtları bulunmaktadır.En basit örnek Kurtuluş Savaşı’nda görülmüştür zaten. Örneğin Muhiddin Arabi’nin gelecekle ilgili yazdığı kitabında,büyük ihtimalle ’ü kastettiği anlaşılmaktadır:“Devleti Aliyye yıkılacak.Batıdan uzun boylu,mavi gözlü bir adam .
Baktığı zaman karşısındaki insanı eritecek.Serbest Fırka kuracak.
Adına da Serbest Cumhuriyet denilecek.
Dünyaya milletini tanıtacak ve 15 sene hükümdarlık sürecek”

devamını okuyun »

Türkçe olmayan sözcükler

08 Haziran 2006 tarihinde, Hayattan kategorisinde muzlupasta yazdı, 2 adet yorum yapıldı. »

*Karamanoğlu Mehmet Beyi arıyorum*
*Göreniniz, bileniniz, Duyanınız var mı?Bir ferman yayınlamıştı:
“Bu günden sonra, divanda, dergâhta,Bârgâhta, mecliste, meydanda ’den başka dil konuşulmaya” diye Hatırlayanınız var mı?
Dolanın yurdun dört bir yanını,Çarşıyı, pazarı, köyü, şehri, Fermana uyanınız var mı?
Nutkum tutuldu, şasırdım merak ettim,Dolandığımız yerlerdeki olmayan isimlere,
Gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı?Tanıtımın “demo”, sunucunun “spiker”,

devamını okuyun »


site statistics