‘japon’ olarak etiketlenmiş yazılar

İşte İstiklal Marşı’nın Japoncası..!

Kategori: Multimedia 08 Nisan 2008 tarihinde tamkarisik yazdı. 3 Yorum »

İlk gördüğümde hayret ettim ama gerçekti. Acaba dedim Barış Manço'dan kalma anılarla mı Türklere karşı bu jestleri (ya da her neyse) bilmiyorum.

New York Sinemanın gücünü kullanarak ın hoşgörü ve merhamet duygularını güçlendirmeyi amaçlayan Pangea Günü için çekilen reklamların birinde , kendi dillerinde İstiklal Marşı'nı okuyor.

[via]

Yazının tamamını okuyun »

Bıçak geçirmeyen t-shirt

Kategori: Ivır Zıvır 27 Mart 2008 tarihinde wolkanca yazdı. 1 Yorum »

Filmlerde gördüğümüz ilginç teknolojilerin bir kaç yıl sonra gerçekleştiğini görebiliyoruz. Bu gerçekten çok ilginç, bundan 5 yıl önceki filmlerine baktığımızda günümüzde bu filmlerde gördüğümüz alet-erdavatın piyasada var olduğunu, satıldığını görmemiz mümkün.
Bu son icad Yüzüklerin Efendisi de dahil birçok fantastik hikayede kahramanlar onları darbelere karşı koruyan bir pelerin ya da benzeri bir giysi. Bu ve sivri bir cisim geçirmeyen bir . Bir Japon firması bu ü geliştirdi ve fiyatı yaklaşık 200 usd den satılacakmış.
Detaylı bilgi burada, şurada, orada ve burada.

Anti bıçak t-shirt
Yazının tamamını okuyun »

Tokyolu Hasan

Kategori: Geyik 23 Haziran 2007 tarihinde wolkanca yazdı. 14 Yorum »

Öncelikle kendinize güveniyorsanız ben çözerim abi geyiği sen boş ver derseniz [via] takılın. Kısa bilgi isteyenler için olayı şöyle bir özetleyebilirim. Tarihe olayı olarak geçen bu Time adlı sitesinde kadınlarının cinsel sorunlarının çözümünde başvurulan bi terapi hakkında yazılan bir yazı ile başlar. Bizim olay abalıklama atlayıp abazanlığını gösterir ve telefon numarasını verir. İşte için hayat o andan itibaren değişmiştir artık eski değildir. Talihsiz hakkında bir çok sitesinde ve blogda yazıldı yazılacaktır. Gidip kendiniz görün [işte]

Uyarı: Yorumları okurken yanınızda 18 yaş altı biri olmasın ve yanınızda peçete bulundurun çünkü gülmekten gözlerinizden yaş gelebilir.

2 başbakan arasındaki 7 farkı bulun

Kategori: Geyik 02 Haziran 2007 tarihinde wolkanca yazdı. 29 Yorum »

Hikayenin aslı bir mail ile bana geldi orada dünya kaynaklarının, su elektirik vs. doğru kullanılması öğütleniyordu ve bunun içinde Japonyanın zamanında yaşadığı ekonomik krizi ve bunu nasıl aştıklarını anlatıyordu. Hikayeden bir alıntı;

Vaktiyle ekonomisi bir darboğazdan geçiyor. İç Borçlar, dış borçlar gırtlağı aşıyor. Zamanın başbakanı meclisi toplar.
Kürsüye çıkar. Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatir ve şu andan itibaren der, Allah şahidim olsun ki, ın iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden, pirinçten başka bir şey yemeyeceğim. Şu üstümdeki elbiseden baska elbise giymeyeceğim. Dediklerini yapar,en ustten en alta bir israftan kacinma kampanyası acilir. bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun butun kesimlerini, tek istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok.

başbakanı ile ülkemizin başbakanı arasındaki fak işte bu, başbakanı sadece prinç yemeye razıyım diye halka hitap edip ülkeyi kampanyaya davet ederken bizimki çocuklarını amerikada okutmaya ve şirketlerinin nasıl daha fazla kar etmesiyle meşgul.
Hikayenin ve bahsi geçen mailin tamamı için [via]

Amazing exciting professional fight

Kategori: Geyik 21 Eylül 2006 tarihinde wolkanca yazdı. 12 Yorum »

Gerçekten ağzım açık izledim videoyu muthiş bir . Bu maç sadece ve Amerika arasında oluyormuş *galiba Almanyada varmış arasında tam bilemiyorum ama dehşet kavgalar var Eurosport kanalında geçtiğimiz hafta gösterildi bu gece. Bu çok çok ilginç adamlar hiç durmadan suratlarına yumruklar yağdırıyor dallamanın suratı resmen dağılıyor bıyıklı Amerikalı dananın bir ara kaybedeceğini düşünürken dövüşün ilerki sürelerinde görüyoruzki Amerikalı dana dallamanın resmen a.q yo. Para abijim işte kim bilir kaç bin dolar için bunu yapıyolar. Videoda çalan müziğe bayıldım ismini bilen varmı?

*

Dünyada 3 tür sevgi vardır…

Kategori: Aşk Meşk 27 Haziran 2006 tarihinde wolkanca yazdı. 15 Yorum »

Bu hikayeyi Masumi Toyotome diye bir yazmış. Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir diye başlıyor hikayesine. Ama nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz diye soruyor. Sonra anlatmaya başlıyor

sevgi_wolkanca üç türlüdür. Birincinin adı “Eğer” türü . Belli beklentileri karşılarsak, bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar. Örnekler veriyor: Eğer iyi olursan baban, annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim. Toyotome en çok rastlanan türü budur diyor. Bir şarta bağlı . Karşılık bekleyen . Sevenini, istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak vaat edilen bir türüdür bu diyor yazar. Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı karşılığı bir şey kazanmaktır. Yazara göre evliliklerin pek çoğu “Eğer” türü üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil, hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve beklentilere giriyorlar. Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıkları başlıyor. nefrete dönüşüyor. En saf olması gereken anne baba sevgisinde bile “Eğer” türüne rastlanıyor. Yazar bir örnek veriyor. Bir genç Üniversitesi giriş sınavlarını kazanarak babasını mutlu etmek için çok çalışıyor. Okul dışında hazırlama kurslarına da gidiyor. Ama başarılı olamıyor. Babasının yüzüne bakacak hali yok. Üzüntüsünü hafifletmek için bir haftalığına Hakone kaplıcalarına gidiyor. Eve döndüğünde babası öfkeyle “Sınavları kazanamadın, bir de utanmadan Hakone’ye gittin?” diye bağırıyor. Delikanlı “Ama baba vaktiyle sende bir ara kendini iyi hissetmediğinde Hakone kaplıcalarına gittiğini anlatmıştın diyor. Baba daha çok kızarak delikanlıyı tokatlıyor. Çocuk da intihar ediyor. Gazeteler intiharın anlık bir sinir krizi sonucu olduğunu söylediler, yanılıyorlardı diyor yazar. Delikanlı babasının kendisine olan sevgisinin yüksek düzeydeki beklentilerine bağlı olduğunu anlamıştı. İnsanlar “Eğer” türü sevginin üstünde bir arayışı içindeler aslında. Bu sevginin varlığını ve nerede aranması gerektiğini bilmek bu genç adamın yaptığı gibi yaşamı sürdürmekle ondan vazgeçmek arasında bir tercih yapmakla karşı karşıya kaldığımızda önemli rol oynayabilir diyor Masumi Toyotome. İlginç değil mi?

İkinci türe geçiyoruz; “Çünkü” türü . Toyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor: Bu tür sevgide kişi bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır. Örnek mi? Seni . Çünkü çok güzelsin (Yakışıklısın). Seni . Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki. Seni . Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki. Seni . Çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik yerlere götürüyorsun ki. Yazar, “Çünkü” türü sevginin “Eğer” türü sevgiye tercih edileceğini anlatıyor. Eğer türü bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve ağır bir yük haline gelebilir. Oysa zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz hoş bir şeydir egomuzu okşar. Bu tür olduğumuz gibi sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır. Ama derin düşünürseniz, bu türün “Eğer” türünden temelde pek farklı olmadığını görürsünüz. Kaldı ki bu tür de, yükler getirir insana. İnsanlar hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artık ötekini sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşama sonsuz kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer. Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler. Sınıfının en güzel kızı, yeni gelen kıza içerler. Üstü açık BMW’si ile hava atan delikanlı, Ferrari ile gelene içerler. Evli kadın kocasının genç ve güzel sekreterine içerler. O zaman bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi diye soruyor Toyotome. “Çünkü” türü de, gerçek ve sağlam olamaz diyor. Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var. Birincisi acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz korkusu. Tüm ın iki yani vardır. Biri dışa gösterdikleri öteki yalnızca kendilerinin bildiği. İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi terk ederlerse korkusu buradan doğar. İkincisi de ya günün birinde değişirsem ve beni sevmezse endişesidir. ’da bir temizleyicide çalışan dünya güzeli kızın, yüzü patlayan kazanla parçalanmış. Yüzü fena halde çirkinleşince, nişanlısı nişanı bozup onu terk etmiş. Daha acısı aynı kentte oturan anne ve babası, hastaneye ziyarete bile gelmemişler, artık çirkin olan kızlarını. Sahip olduğu , sahip olduğu güzellik temeli üstüne bina edilmiş olduğundan bir günde yok olmuş. Güzellik kalmayınca de kalmamış. Kız birkaç ay sonra kahrından ölmüş… yazar; toplumlardaki sevgilerin çoğu “Çünkü” türünde olup bu tür sevgiler, kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür diyor. Peki o zaman, gerçek sevginin, güvenilebilecek sevginin özellikleri nedir? Ve işte sevgilerin en gerçeği.

seniseviyorum_wolkanca Üçüncü tür benim “Rağmen” diye adlandırdığım türdür diyor yazar Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği için? “Eğer” türü sevgiden farklı bu. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için “Çünkü” türü de değil. Bu üçüncü tür sevgide, insan bir şey beklediği için değil, bir şeyler eksik olmasına rağmen sevilir. Esmeralda, Quasimodo’yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına rağmen sever. Asil,yakışıklı, zengin delikanlı da Esmeralda’ya çingene olmasına rağmen aşıktır. Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insani olabilir. Bunlara rağmen sevilebilir. Tabii bu, sevgiyle karşılanması şartı ile. Burada insanın, iyi, çekici ya da zengin bir konum elde ederek sevgiyi kazanması gerekmiyor. Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü geçmişine rağmen olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor. Bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama en değerli gibi sevilebiliyor. yazar yüreklerin en çok susadığı budur diyor. ında olsanız da, olmasanız da, bu tür sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı yada senden daha önemlidir. Bunun böyle olduğundan nasıl emin olacaksınız? Hakli olduğunu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyor. “Şu soruma cevap verin,” diyor. Kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev, aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz? Kendi kendinize yaşamamın ne yararı var diye sormaz mıydınız? Devam ediyor Toyotome; şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün. Dünya birden bire başınızın üstüne çökmez miydi. O an yaşam size anlamsız gelmez miydi? Diyelim sıradan bir yaşamınız var. Günlük yaşıyorsunuz. Günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir bulacağınızdan umudunuz olmasa, kalan hayatınızı nasıl yaşardınız? diye soruyor ve yanıtlıyor; Öyleleri ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar, ya da kendilerini iyice dağıtıp yaşayan ölü haline geliyorlar. Toyotome, hem de nasıl iddialı savunuyor, “Rağmen” türü sevgiyi. Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni “Rağmen” türü sevgiyi şu anda yaşamanız ya da bir gün bu sevgiyi bulacağınıza olan inancınızdır. Son sözlerinde biraz umutsuz, Toyotome. Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var. Kimsede başkasına verecek fazlası yok? diye açıklıyor. Anlatıyor; Yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. Ama o da ayni şeyi başkasından beklemektedir. Peki bu dünyada ne kadar var. Yazara göre, açlığımızı biraz bastıracak kadar. Ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi. Bu minnacık tadım, bizi daha müthiş bir açlığına tahrik ve teşvik ediyor. Bu minnacık tadım sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu anlatıyor. Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz. Hani nerede? Hepsi o…

Ve asıl çarpıcı cümle en sonda; DÜNYADAKİ EN BÜYÜK KITLIK, RAźMEN TÜRÜ SEVGİNİN YETERİNCE OLMAYIŞIDIR. Ben seni her şeye rağmen diyeceğim, ama senin rağmenlik hiç kusurun yok.

SENİ SEVİYORUMseviyorum wolkanca.Com